Son günlerde gazetelerde birbiri ardına tohumlarla, bitki gen kaynaklarıyla, bunların ticaretiyle ilgili haberler okuyoruz. Bir yandan Norveç’te ücra bir adadaki mağaralarda Avrupa “Nuh’un Ambarı” dediği bir tohum bankası oluşturuyor. Bir yandan, ülkemize özgü gen kaynaklarının yurtdışına kaçırıldığı, burada yabancı biyoteknoloji şirketlerince sahiplenilerek patent alındığını okuyoruz. Başka bir yanda yabancı tohum şirketleri genleriyle oynanmış tohumları ülkemize dayatmak istiyor. Bunlar parça parça gördüklerimiz. Fitoterapi (bitkilerle tedavi) alanında en önemli akademisyenlerimizden Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu’na, bu küçük gibi görünen detayların aslında ne anlama geldiğini sorduk.

“Soyu kesik tohumlar!”

Şimdi gelelim bu tohum meselesine. Bakın, günümüzde yapılan tarımda büyük alanlara ihtiyaç vardır. Eskiden 100 dönüm, 200 dönüm, 300 dönüm domates ekiliyordu. 500 bin dönüm salatalık, biber ekiliyordu. Ama şimdi bütün bunlar, seracılık adı altında çok küçük alanlarda ve zorlaştırılmış tarımla, yani hormon ilave edilerek, doğal güneşten nasibini almadan, toprağın mikrobiyolojisini ve kimyasını zorlandırılmış şartlarda değiştirerek üretilmeye başlandı. Yani Türkiye’de doğal tohumculuk, doğal ürünler maalesef artık yok!

Tohuma baktığınız zaman,
1. Evrimini en mükemmel şekilde tamamlamış olan doğal tohumlarımız var.
2. Hibrit (melez) tohumlar var, ki ben bunlara ebter (soyu kesik) tohum diyorum.
3. Doğrudan genleriyle oynanmış transgen tohumlar var.

Ebter (soyu kesik) tohum derken şunu kastediyorum: Özellikle gen teknolojisinin hayatımıza kattığı şeyler hep kısır olan ya da kısırlaştırma özelliğine sahip maddeler. Hepsi ‘ebter’ yani. Bugün, gen teknolojisiyle elde edilen ve sofralarda tüketilen domatesin, salatalığın tohumunu alamıyorsunuz. Hepsinin soyu kesik. Genleriyle oynanmış çünkü. Bu sebzeleri tüketenlerin sağlıklarının nasıl etkileneceği de bilinmiyor.

Çocukluğumda babam bana 15 kuruş verirdi, 3 tane ekmek alırdım. Eve gidene kadar yarım ekmeği yerdim. Bu kadar mükemmel bir tadı vardı. Bugün ben ekmek yemiyorum. Tadı yok, ve sağlıklı da değil.

Şimdi domates, doğal domates, evrimini tamamlamış doğal tohumdan elde edilen domates kalp büyümesine (kardiyomiyopati), makula dejenerasyonuna bağlı göz bozukluğuna ve kalbin dıştan yağ bağlamasına karşı Allah’ın bir mucizesidir. Ancak hibrit (melez) veya transgen tohumlarla elde edilmiş domateste bu özellik yoktur! Domatesle ilgili olarak bir başka gerçek de şu, ebter tohumlardan elde ettiğiniz domateslerin tekrar tohumunu alamıyorsunuz. Burada biz yurtdışına bağımlıyız. Bunun da en büyük satıcısı İsrail’dir. İnsan sağlığı için, insan metabolizması için, bağışıklık sistemimiz için gerekli olan etkin maddeler artık bu domateslerin içinde yok. İşi artık o kadar abarttılar ki, domates domates gibi kokmadığı için artık bu melez tohumlu domateslerin üzerine domates kokulu spreyler sıkılıyor. Çok acı bir gerçek bu!

Eskiden annem mutfakta bir salatalık soyduğu zaman kokusu taa salonun öbür ucundan duyulurdu. Ve dört beş tane salatalığı yerdik, doya doya. Şimdi bunlar da almadı. Türkiye’de hızlı bir şekilde yok olan çavuş üzümünden tutun, Çankırı eriğine kadar, hepsi maalesef yok olmaya mahkum oldular. Bizim elimizde artık sırık domates yok, Washington domates tohumları yok. Hızlı bir şekilde dışa bağımlı hale geldik.

Biliyor musunuz, 1 kilo melez (ebter) domates tohumu 1 kilo altından daha pahalı. Ama genetikçilere soracak olursanız “biz açlıkla savaşıyoruz” derler. Fakir ülke insanları bu kadar pahalı domatesi nasıl alacaklar? Bu yanlış bir savunma…

Tıbbi bitkilerimizin ihracatı durdurulmalı

Tekrar konumuza gelelim. 6 Nisan tarihli, ülkemizin en yüksek tirajlı gazetesi Hürriyet’te iç sayfaların birinde şu başlık var: “Türkiye’nin 3 bin tür tıbbi bitkisi yurtdışına sunulacak”.

Dokunulmadık bir o kalmıştı! Yabancı bir şirket geliyor ve Türkiye’nin evrimini tamamlamış, insan sağlığı için birinci derecede önemli olan bu bitkilerini yurtdışına pazarlamak istiyor. Belki bu pazarlama iyi bir sunum ama memleketimiz için çok büyük kayıptır. Bu bitkiler bize lazım! Yürürlükte olan yasalar hızlı bir şekilde uygulamaya geçirilmeli, devlet müeyyidesiyle bu bitkilerimizin ihracatı durdurulmalıdır. Önlem alınmalıdır.

Kıymetini yabancılar biliyor

Avrupalı bir lise öğrencisi doğaya çıktığı zaman Latince ismiyle beraber en az 50 çeşit bitkiyi bilir, size de gösterir. Bizde ise, bunlara sadece ot denir, geçilir. Bizler bu konuda Allah’ın lütfu olan bu bitkilere karşı cahil ve namütenahi (yani sınırsız) eğitimsiz bırakıldık. Onun için, bize lazım değil, bizim için bunlar ot, ama yabancılar için muhteşem bir tedavi edici, önleyici güç!”

(iyilikgüzellik’in notu: Prof. Dr. Saraçoğlu’nun Tıbbi Bitkiler Rehberi adlı kitabı bir aya kadar çıkacak. “Kanseri Önleyebilmek” kitabı üzerinde çalışmaları devam ediyor fakat tıbbi bitkilerimizin kaybolup gitmesinden dolayı bu kitabı öncelik kazandığını ifade ediyor.)

 

iyilikgüzellik.com

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.