‘ORGANİK’ İBARESİYLE KANDIRILMAYIN!

Organik konusunda ekstra titiz olamakta fayda var…

Son yıllarda ekonominin gelişmesi, ulaşımın kolaylaşması, hayat şartlarının rahatlaması ve zenginliğin artmasına paralel olarak insanlar artık sağlıklı beslenme konusuna daha fazla ilgi göstermeye başladı. Bu durumu fırsat bilen üretici firmalar da “doğal” ibaresi başlığı altında birbiri ardına çeşitli ürünler piyasaya çıkarmaya başladılar. Seçenekler öyle çoğaldı ki artık her bir ürünün sağlıklı mı, sağlıksız mı, katkı maddeli mi, doğal mı, organik mi olduğu tartışmaları neredeyse her gün basında tartışılır hale geldi. Marketlerde el yakan organik reyonları önceden yanından bile geçilmezken şimdilerde ise tüketicilerin uğrak yeri oldu. Artık birçok tüketici üzerinde “doğal” veya “organik” yazısı bulunmayan ürünlere alıcı gözle bile bakmıyor.

Geçen haftalarda “Ne Yiyip Ne İçeceğimizi Şaşırdık” başlıklı yazımın hemen ardından Sabancı Üniversitesi Biyoloji Bilimleri ve Biyomühendislik Bilim Dalı’nda Öğretim Üyesi olarak görev yapan Ziraat Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Selim Çetiner’in organik tarım konusunda hazırladığı birkaç seri makaleyi bana göndermesi, organik ürünler konusuna benim bile şüpheyle bakmama neden oldu. Mümkün olduğunca Zeytinburnu Belediyesi’nin organize ettiği “Zeytinburnu Organik Halk Pazarı”ndan alışveriş yapan bir tüketici olarak birkaç haftadır Selim Hoca’nın bu ezberbozan fikirlerini sizlerle paylaşıp paylaşmama konusunda kararsız kaldım. Paylaşmadığım taktirde vicdanen rahatsız olacağım kanısına vararak bahsettiğim makalenin bir kısmını yayınlıyorum. Ayrıca bu konuda konunun uzmanları ve sizlerin fikirlerini de epey merak ediyorum. Selim Hoca organik ürünler konusunda şöyle diyor:

“Organik tarım ya da organik ürünler sizin hayalinizdeki gibi doğal yetişmiş yani eskilerin tabiriyle “huda-i nabit” doğal ürünler değildir. Başka bir anlatımla, organik ürünler hiç kimyasal kullanılmayan, doğanın bağrında kendiliğinden büyüyen ve toprağı alın teriyle sulayan çiftçi kardeşlerimiz tarafından sizlere ulaştırılan ürünler değildir. Ancak, organik ya da ekolojik pazarlarda bulduğunuz bir kısım kekik, adaçayı, defne yaprağı, yabani mantar gibi doğadan toplanarak sizlere ulaşan ürünler doğal yetişmiş olabilir ki bunların bir kısmının da artık seralarda yetiştirilmeye başladığını görüyoruz.

Organik ürünler yetiştirilirken sentetik gübre ve pestisit kullanılmadığı doğrudur fakat 5262 sayılı Organik Tarım Kanunu ve ilgili iki adet yönetmelikte belirtilen bir kısım organik (hayvan dışkısı gibi) ama bir kısmı da organik olmayan gübreler, bunlara ilaveten bitkisel kökenli toksik maddeler ve bakır oksit ile bakır sülfat gibi organik olmayan kimyasallar kullanılır, hem de yoğun biçimde.

Aslında burada şaşıracak bir durum yoktur. Zira, tarımsal üretimin bizzat kendisi doğa ile bir mücadele şeklidir. Örneğin, tarım yaptığınız herhangi bir yerde sizin yetiştirmek istediğiniz bir ürünün yani bitkinin yanı başında doğadaki başka bir bitki de yetişip gelişmek isteyecek dolayısıyla topraktaki su ve bitki, besin maddeleri için mücadele edecektir. Bu, çiftçinin istediği bir husus olmadığı için bir şekilde bu “ot”tan kurtulması gerekir. Peki; otu ilaç kullanmadan çektiğini ya da mekanik olarak çapaladığını düşünelim. Bu sefer, belki de çekilen otla karnını doyuracak olan doğadaki başka bir canlı örneğin kelebeklerin tırtılları bu sefer bizim yetiştirdiğimiz ürünü yemek isteyecekler bu sefer de ürünümüz zarar görmüş olacaktır. Yine zengin biyo-çeşitliliğimizin parçalarından olan çeşitli bakteri, mantar ya da virüsler, ürünlerimiz üzerinde yaşam sürdürmek isteyecek, bu da yine ürünümüze zarar verecek ve tüketilemez hale getirecektir.

Bunlarla mücadele etmek için de sentetik kimyasal mücadele ilaçlarını kullanması mümkün olmayan organik üretici, bu böcek ya da zararlı hastalık etmenlerine karşı aynı derecede etkili alternatif kimyasallar kullanmak zorunda kalacaktır. Burada, çoğu bitkilerden izole edilen ki burada da çeşitli modern biyoteknik yöntemlerle Bacillus thuringiensis geni aktarılarak böceklere dayanıklı hale getirilmiş “Bt mısır” gibi bitkilerin kullanımı kesinlikle yasaklanmıştır. Bununla beraber Bacillus thuringiensis bakterisinden oluşan preperatların böcek öldürücü olarak organik yetiştiricilikte yaygın olarak kullanıldığını biliyoruz.

Bunlar üretim süresince tarlada kullanılanlar. “Başka neler var?” diye sorarsanız yediğimiz organik gıdaların içinde; (Tarım Bakanlığı’nın Organik Tarım internet sitesindeki Organik Tarım Yönetmeliği’ne bakmanızı öneririm) E200,1:220, E250, E296, E330 gibi her duyduğunuzda tüyleriniz diken diken eden sayfalar dolusu katkı maddelerinin kullanılması serbest.

Organik Tarım Kanunu’nun ve uygulamaya yönelik iki Yönetmeliğin aslında Avrupa Birliği’ndeki organik tarım mevzuatıyla birebir aynı olduğunu hatırlatmakta yarar var. Keza, ABD’de uzun yıllar süren tartışmaların ardından çıkan “Organik Kurallar” da benzer hükümler içermektedir.

Umarım, şimdiye kadar okuduklarınız, “organik ürünlerin” sizin hayalinizdeki doğal ürünler olmadığını anlamanıza yardımcı olmuştur. Eğer paranız çoksa ve ruhunuza iyi geliyorsa tabii ki organik yemeye devam ediniz. Ancak, organik gıdaların öyle düşündüğünüz gibi pek de doğal olmadığını, kanun ve yönetmeliklerle belirlenen kimyasallar kullanılarak üretildiğini aklınızdan çıkarmayınız.”

 

Ramazan Bingöl / Yenişafak

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir