GDO’YA KARŞI MÜCADELE ŞART

gdo-tarim

GDO’ya karşı şuurlu mücadele
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar anlamına gelen GDO’lu ürünler, yerli ve yabancı piyasaları ne yazık ki istilâ etmiş durumda.

Bağımsız kuruluşlar, insaflı hekimler, vicdanlı uzmanlar, vehameti görüp feryâd û figân ediyor. Ancak, seslerini yeterince duyurabildikleri söylenemez.
Menfaat hırsı ve rekabetin kızışmasıyla, GDO’lu mâmüllerin üreticileri, ithalatçıları ve tüccarları, kànunî limitleri alabildiğine zorlayarak, hatta insanî sınırları aşarak meydanda at koşturmaya, cirit atmaya devam ediyorlar.

Bu yaptıkları, insan sağlığına karşı elbette ki bir nevî sûikast mahiyetini taşıyor. Ancak, sebebiyet verdikleri ciddî hastalıklara, hatta insan ölümlerine hiç aldırış ettikleri yok. Cinayet işlemeye, artan bir iştahla devam ediyorlar.
* * *
GDO gangsterleri, mısır, buğday, soya, peynir, et, yağ gibi temel gıda ve besin maddeleri başta olmak üzere, neredeyse genetiğiyle oynamadık sebze, meyve, tahıl çeşidi bırakmadılar.

Kezâ, nebatî ve hayvanî hemen bütün gıdaların fıtrî (doğal, katkısız) yaratılış halini bozarak asâletini değiştirdiler.
Bütün bunları hasis menfaatleri için, daha fazla para kazanmak için, bir kısmı da hiç şüphesiz “insanlıktan intikam almak” için yapıyor.
Ürünlerinin mahiyetini, muhteviyatını açıklayınca, yahut mel’anetlerini deşifre edince de, adeta kudurmuşcasına saldırıya geçiyorlar. Doğrudan, ya da dolaylı şekilde tehdit ediyorlar.

Diğer bazı basın–yayın kuruluşları ve meslektaşlarımızın durumuna gelince…

Bir çoğunuzun bildiği gibi, GDO’lu ürünlerden para kazanan firmaların bir kısmı alabildiğine büyümüş, hatta aralarında “devleşmiş şirketler zinciri”ne dahil olanlar da var.

Bir kısmı da sırtını “hükümetteki adamlar”ına dayamış, kural–kànun, sınır–limit tanımadan kârını katlayarak gidiyor.
Gözünü para hırsı bürümüş bu menfaat zebunları, herhangi bir basın–yayın mevkutesinde hoşlarına gitmeyen bir neşriyat gördüler mi, nasırlarına basılmış gibi derhal harekete geçiyorlar ve bataryaları bir bir ateşlemeye başlıyorlar.

Ne yapıyorlar, meselâ?

Bir taraftan, GDO’lu ürünlerdeki kànun dışı ve belirlenmiş limitleri zorlayan aşırılıkları eleştiren veya insan sağlığı açısından muhtemel risklere dikkat çeken gazeteci–yazar meslektaşlarımızı adeta bombardımana tutuyorlar. Onları cahillikle suçlarlar. Kànundan, nizamdan anlamamakla itham ederler. Yığın yığın kirli (en azından şüpheli) bilgileri servis ederek adamı bunaltmaya, anasından emdiği sütü burnundan getirmeye çalışırlar. (Hormonlo, GDO’lu, katkı maddeli süt ve süt ürünleri varken “ana sütü” bile gerekmez, onlara göre…)

Diğer taraftan, gazete patronlarının kulağına üfleyerek de olsa “Böyle gidersen, ilânları kesmek durumunda kalırız” tehdidinde bulunurlar… Patron da ehl–i dünya veya menfaat düşkünü ise, GDO’cular, o kaleyi kuşatma altına almış, hatta bir cihette ele geçirmiş demektir.
Meslektaşlarımızın bu konudaki yakınmalarını okuduğumuzda, bir nebze tarifine çalıştığımız tablonun vahametini daha iyi anlayabiliyoruz.

İşte size bir örnek:

Geçen hafta, bir meslektaşımız önce “Sözde bilimle popülizm birleşince daha çok GDO zaferi elde edilir” başlığıyla enfes bir yazı yazdı.
İbretle okudumuz bir sonraki yazısının başlığı ise, aynen şu oldu: “Arı kovanına çomak sokmuşum, farkında değilim…”
İlim ve insanlık kazanacak

Her şeye rağmen, bu vâdide ilmin, irfanın ve insanlığı esas alan görüş ve düşüncenin hâkim olacağına inanıyoruz.
Aksi halde, kıyâmete hazırlanmalıyız.

Şayet, bir erken kıyâmet kopmazsa, insanlığın ve insanlarımızın kazanmış olduğu aşağıdaki zaferler silsilesine, sağlığa sûikast raddesine gelip dayanan GDO’lu ürünlere karşı kazanılmış yeni bir zafer halkası daha eklenmiş olacak. İşte bakınız…

‘Tam buğday’dan organik ekmeğe

Kesin zafere yaklaşan bir başka mücadele, elektrikle çalışan ekmek fırınlarına karşı yapıldı.
Adeta şoklanarak pişirilmiş süsü verilen bu ekmeklerin dışı nar gibi kızarırken, içi hamur gibi kalıyordu.
Sağlığına önem veren vatandaş “bilinçli tüketici” tavrını takınarak tercih değiştirdi ve “odunla pişen ekmek”lere yöneldi.
Şimdilerde elektrikle çalışan fırınların sayısı bir hayli azaldı. Onlar da, ya değişmek, ya da kapanmak zorunda kalacak.
Bu meyanda gelinen son merhale şu: “Tam buğday”dan yapılan “organik ekmek” talebi ve arayışı.
İnşaallah, bunda da başarı sağlanır.

Kabak aşılı karpuz boykotu

Bundan 4–5 sene kadar evvel, piyasayı “kabak aşılı karpuzlar” istilâ etmişti.Bunlar, tadı kaçmış, rengi bozulmuş, sert ve kalın kabuklu karpuzlardı.
Raf ömrü uzasın, gramajı artsın diye, tüketici enayi yerine konularak karpuzun genleriyle oynanarak üretim yapıldı.Ancak, vatandaş bu hileyi yutmadı ve asâleti bozulmuş bu karpuzları almadı, adeta boykot uyguladı.

Kabak aşılı karpuzlar, sonunda GDO’cuların elinde patladı; onlar da üretimini terk etmek zorunda kaldılar.

Bu meyandaki kararlı tavır, bilinçli tercih, şuurlu mücadele kesintisiz şekilde devam etmeli.

M.Latif Salihoğlu / Sentezhaber.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir