Recep Akdağ’dan çarpıcı açıklamalar! Çok konuşulacak…
“Annenin başına kötü bir şey gelirse…” ,

Gerekirse o çocuğa devlet bakar

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Başbakan Erdoğan’ın ‘Kürtaj cinayettir’ sözüyle tartışılmaya başlanan sezaryenle ilgili konuştu. Akdağ, “Birtakım başka yaptırımlar ya da tedbirler alabiliriz. Örneğin tıbbi gereklilikler dışında kadının mutlaka normal doğuma öncelikle iknasını isteyebiliriz” diye konuştu.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye’de sezaryen oranlarının düşürülmesine yönelik yaptırım ya da tedbirler alabileceklerini belirterek, “Tıbbi gereklilikler dışında kadının mutlaka normal doğuma öncelikle iknasını isteyebiliriz. Tıbbi gereklilik de anlatılır ve sezaryen yapılır tamam. Ama tıbbi gereklilik yoksa kadın istese bile onun normal doğuma ikna edilmesi için bir süreç tarif edebileceğiz” dedi.

AA Editör Masası’nın ilk konuğu olan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ikinci kez konuk olduğu toplantıda gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Akdağ, “Sezaryen ve kürtajın bilimsel veriler ışığında baktığınızda nüfusun geleceği üzerindeki etkileri konusunda neler söyleyebilirsiniz? Dünya örneklerine göre durumumuz nedir?” şeklindeki soru üzerine, hem sezaryenin hem de kürtajın doğum sayılarını azalttığının gerçek olduğunu, ancak çıkış noktalarının bu olmadığını söyledi.

Çıkış noktalarının hem annenin hem bebeğin sağlığı, üreme sağlığı konusu olduğuna işaret eden Akdağ, şöyle konuştu:

“Tartışmanın ana ekseni bu olmalıdır. Ama ikincil bir eksen de söylediğiniz husus. Gerçekten özellikle kürtaj kısırlığa yol açabiliyor. Kürtajdan hemen sonra hamile kalınırsa dış gebelikler oluşabiliyor ve benzeri bir çok sıkıntılar oluşabiliyor.

İlk doğum sezaryenle meydana gelmişse, ikinci; nadiren de üçüncü doğum oluyor, pek dördüncü doğum olmuyor sezaryende. Bu ikinci ya da üçüncü doğumu da mutlaka sezaryenle yapıyorlar. Yani aslında bir kadın ilk doğumu sezaryenle yapmışsa onun doğumu bir çocukla, iki çocukla genellikle kısıtlanıyor. Bu tabii ki nüfusla ilgili etkilere de yol açıyor. Ana konumuz bu değil genelde. Ana konumuz anne ve bebeğin sağlığı konusudur.”

İki kadından biri sezaryenle doğum yapıyor

Her iki kadından birinin artık sezaryenle doğum yaptığına dikkati çeken Akdağ, Türkiye’de rakamların buna yaklaştığını söyledi.
İlk doğum sonrası diğer doğumların da sezaryen olması sebebiyle bununla ilgili oranlarının arttığını vurgulayan Akdağ, Türkiye’de gereksiz sezaryenleri önlemek için üç yıldır yoğun çalıştıklarını anlattı.

İlk doğumda sezaryen oranlarının yüzde 27’den yüzde 24’e düştüğünü belirten Akdağ, “Buna rağmen sezaryen oranları arttı toplamda; ilk doğumları sezaryen olan kadınların diğer doğumlarının da sezaryenle olmasından dolayı” dedi.

Sezaryenin normal bir doğum yöntemi olmadığını vurgulayan Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sezaryen bir ameliyat. Kadının karnını kesiyorsunuz, rahmini kesiyorsunuz bebeği oradan çıkarıyorsunuz ve sonra dikiyorsunuz. Normal doğumdan sonra bir kadın birkaç saat içinde ayağa kalkar, günlük faaliyetlerini yerine getirebilir, bebeğini doğumun peşine hemen emzirir. Bebekle anne arasındaki ruhsal ilişki de böylece çok daha sağlıklı kurulabiliyor. Oysa sezaryende bir karın ameliyatı geçirmiş bir kimse kaç günde ayağa kalkabilirse öyle ayağa kalkıyor. Aslında sezaryenin kozmetik problemleri de var. Zannedildiği gibi normal doğumdan sonra bir takım kozmetik problemler çıkmıyor. Türkiye’de oluşturulmuş şehir efsaneleri var. Maalesef kadınların doğum zamanı geldiğinde kadınlara ya buna hazırlıklı olarak ameliyat masasına alınıyor ya da böyle olmasa bile son dakikada gözü korkutularak ameliyat masasına alınıyor.”

Özel hastanelerin durumu

Türkiye’de sezaryen oranlarıyla ilgili değerlendirme yaparken, kısa bir süre önce Balıkesir’i ziyareti sırasındaki izlenimlerini aktaran Akdağ, bu ildeki özel hastanelerde doğumların yüzde 80-90 oranında ameliyatla gerçekleştirildiğini, ortalamanın ise yüzde 65 civarında olduğunu tespit ettiklerini söyledi.

İstanbul’da ise dört özel hastanenin doğumlarının tümünün sezaryen ile yapıldığı bulgusunu elde ettiklerini anlatan Akdağ, bu konuda bazı yaptırımlardan söz ettiğinde eleştiriler yöneltildiğini, ancak özel hastanelerde bu oranın neden daha yüksek olduğunun ele alınması gerektiğini belirtti.
Akdağ, şunları ifade etti:

“Genel anlamda daha kolaylaştı, teknikler gelişti, anestezi teknikleri gelişti vesaire ama sezaryeni bir özel hastane mantığında ya da bazı hekimler nezdinde planlayarak yapmak çok daha kolaylık getiriyor. Yani ‘Sizi şu saatte alacağız’ deniyor, planlı olarak peş peşe bir kaç sezaryenle doğum yaptırmak mümkün. Oysa özellikle ilk doğumlar doğum eylemi açısından birkaç saat sürer. 5,6 hatta 8 saat sürebilir. Bunu takip etmeniz, daha çok emek vermeniz lazım. Sezaryen yaptıranlar açısından bir kolaycılık yöntemi. Kurum, hekim ya da takip edenler açısından bir kolaycılık yöntemi. Kadınlar açısından böyle mi? Kesinlikle değil.”

“Eşim 6 çocuğumuzu normal doğumla dünyaya getirdi”

Sezaryenin bir ameliyat olduğunu vurgulayan Akdağ, “Benim 6 çocuğum var, eşim altısında da normal yolla doğum yaptı. Hatırlıyorum, kendim de hekim olduğum için, hastanede de yatmıyorduk. Bir gece yatılmasını tavsiye ediyoruz bazı işlerin takibi açısından. Doğumu yaptıktan 4-5 saat sonra çocuğumuzu kucağımıza alıp evimize gittik her seferinde. Sezaryende böyle bir şey yapamazdınız, ameliyat geçirdiniz” diye konuştu.

“Yüzde 50’ye yaklaştı”
Sezaryen oranları konusunda dünya ülkeleriyle Türkiye’nin kıyaslaması sorulan Akdağ, doğumların büyük bölümünün hastanelerde yapılmadığı az gelişmiş ülkelerle kıyaslamanın doğru olmadığını bildirdi.

Türkiye gibi orta ve üst gelir düzeyine sahip ülkelerde yüksek olan oranların gelişmiş ülkelere gidildikçe daha azaldığını belirten Akdağ, dünyadaki orta ve üst gelir düzeyine sahip ülkelerde sezaryen oranlarının son 10 yılda arttığına işaret etti. Akdağ, “Ama maalesef Türkiye’de bu artış bir çok ülkenin daha üstünde” dedi.

OECD ülkeleri içinde Türkiye’nin üçüncü sırada yer aldığını, ancak verilerin yenilenmesi halinde birinci sıraya yerleşebileceğini anlatan Akdağ, “Birkaç yıl öncesinin verilerine göre OECD ortalaması yüzde 26 iken bizde yüzde 42 idi. Şimdi bu oran biraz daha yükseğe çıktı, 50’ye yakın bir oran” şeklinde konuştu.

Yasal düzenleme

“Bununla ilgili yasal bir düzenleme düşünüyor musunuz?” sorusuna, “Düşünüyoruz” yanıtını veren Akdağ, şimdiye kadar bir çok yaptırım ya da eğitim uyguladıklarını hatırlattı.

Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birtakım başka yaptırımlar ya da tedbirler alabiliriz. Örneğin tıbbi gereklilikler dışında kadının mutlaka normal doğuma öncelikle iknasını isteyebiliriz. Tıbbi gereklilik de anlatılır ve sezaryen yapılır tamam. Ama tıbbi gereklilik yoksa kadın istese bile onun normal doğuma ikna edilmesi için bir süreç tarif edebileceğiz. Bunun üzerinde çalışıyoruz. Sadece ‘Biz bilgilendirdik kadın da imzaladı o halde biz de sezaryen yaptık’ anlamında bırakmayacağız bunu. Belki de yetişmiş psikolog ya da özel sertifikalandırılmış ebe ya da doktor tarafından ısrarla ‘sizin için tıbbi gereklilik yok dolayısıyla sezaryen yapmayalım.’ Bunun kayıt altına alınmasını isteyeceğiz.”

Ellerindeki verilere göre sezaryen oranlarının zannedildiği gibi kadınlar istediği için yükselmediğini vurgulayan Akdağ, “Veriler daha çok doğum için hastaneye gittikten sonra kadınlara son anda ‘çaresizsiniz mutlaka sezaryen yapmalıyız’ denilerek sezaryen yapıldığını gösteriyor. Birincisi de var ama ikincisi daha yaygın” diye konuştu.

Sağlık sektörünün rolü

“Sağlık sektörünün rolü mü var?” sorusuna Akdağ, “Elbette, özellikle özel hastane sektörünün ve bu konuda çalışan değerli uzman arkadaşlarımızın Türkiye’deki kültürü ve davranış modeli bu. Bu artık yaygın kültür ve davranış modeli haline gelmiş durumda” diye konuştu.

“Bunun için yasa mı çıkaracaksınız?” sorusuna Akdağ, “Bunun için muhtemelen yasa çıkarmaya gerek kalmayacaktır. Yani uygulamaları ikincil düzenlemelerle yapabileceğimizi düşünüyorum. Ama yasa gerekirse yasa da yaparız” yanıtını verdi.

“Ruhsat iptaline kadar varabilecek yaptırımlardan söz etmiştiniz” denilmesi üzerine ise Akdağ, şu değerlendirmelerde bulundu:
“O işin son noktasıdır. Varsayalım ki bir takım kurallar koyduk, size de özel hastane olarak ‘bu kurallara uyun’ dedik. Aileyi ya da kadını normal doğuma ikna etmek için gereken çabaları göstereceksiniz. Tam tersini yaptığınızı tespit ettik, uyardık, birtakım müeyyideler uyguladık, siz tam tersini yapmaya devam ettiniz. Bunları tespit ettik, en sonunda doğum ruhsatını alabiliriz elinizden.”
Verilere göre yüz doğumdan 5 ya da 15’inin sezaryen ile yapılmasının normal olduğunu ifade eden Akdağ, ancak yüzde 45 oranının yüksek olduğuna işaret etti.

Sezaryen sonrası normal doğum

Sezaryen ile yapılan ilk doğum sonrası, ikinci doğumun normal yaptırılması ile ilgili bir çalışmalarının olup olmadığı da sorulan Akdağ, buna doktorların karar verebileceğini söyledi.

Bunun için bir düzenleme yapılamayacağını vurgulayan Akdağ, riske doktorların karar verdiğini belirtti.

Sezaryenle yapılan ilk doğum sonrası ikinci doğumun normal yapılmasının bilimsel olarak mümkün olduğunu bildiren Akdağ, “Ama buna karar verecek olan o doğumu yaptıracak kişi ya da ekiptir. Bir düzenlemeyle ‘şöyle yapacaksınız böyle yapacaksınız’ diyemeyiz” şeklinde konuştu.

Süperpoligon

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.